
Çoğu insan depresyonu yalnızca mutsuzluk, isteksizlik ya da enerji kaybı olarak düşünür. Oysa depresyon, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de derinden etkileyen karmaşık bir ruh sağlığı durumudur. Bazı kişiler yaşadıkları öfkeyi çevrelerine yöneltmek yerine farkında olmadan kendilerine yöneltirler. Bu durum zamanla yoğun suçluluk, değersizlik ve acımasız bir öz eleştiriye kendini gösterir.
Psikodinamik kuram, bu süreci anlamaya ve yorumlamaya çalışan yaklaşımlardan biridir. Psikodinamik kurama göre depresyon, yalnızca dışarıdan görülen belirtilerden ibaret değildir; bastırılmış duyguların, çözümlenmemiş kayıpların ve bilinçdışı çatışmaların etkisi altında kalınan bir süreç olarak yorumlanır. Ancak burada önemli bir noktanın altını çizmekte fayda var. Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, biyolojik süreçler, yaşam olayları, sosyal çevre ve psikolojik etkenler birlikte rol oynar. Psikodinamik yaklaşım ise bu çok boyutlu tablonun özellikle duygusal ve ilişkisel yönünü anlamaya odaklanır.
Öfke Neden Bazen Kendimize Döner?
Öfke, en temel duygularımızdan biridir. Sınırlarımız ihlal edildiğinde, haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz durumlarda ya da hayal kırıklığı yaşadığımız anlarda ortaya çıkabilir. Tek başına olumsuz bir duygu değildir; aksine ihtiyaçlarımızı fark etmemize ve kendimizi korumamıza yardımcı olabilir. Ancak herkes öfkesini aynı şekilde yaşamaz.
Bazı insanlar çocukluklarından itibaren öfke göstermenin tehlikeli olduğunu öğrenir. Örneğin;
– “Büyüklerine karşı gelinmez.”
– “Kızmak ayıptır.”
– “Sesini çıkarırsan cezalandırılırsın.”
– “İyi çocuklar öfkelenmez.”
gibi mesajlarla büyüyen bir çocuk, zamanla öfkesini bastırmayı öğrenebilir.
Bu bastırma başlangıçta ilişkiyi koruyan bir çözüm gibi görünse de uzun vadede kişinin kendi duygularıyla bağını zayıflatabilir.
Psikodinamik Yaklaşım Depresyonu Nasıl Açıklar?
Psikanalitik düşüncenin kurucularından Sigmund Freud, özellikle “Yas ve Melankoli” adlı eserinde depresyonun bazı biçimlerini kayıp ve öfke üzerinden açıklamıştır.
Freud’a göre kişi bazen kaybettiği ya da hayal kırıklığı yaşadığı önemli bir nesneye (anne, baba, partner, arkadaş ya da idealize edilen biri) yönelik öfkesini açıkça yaşayamaz. Bunun yerine bu öfke kişinin kendi benliğine yönelir.
Sonuç olarak kişi şunları söylemeye başlar:
– “Ben yetersizim.”
– “Ben değersizim.”
– “Her şey benim suçum.”
– “Kimse beni sevemez.”
İlk bakışta bu düşünceler kişiye ait gibi görünür. Oysa psikodinamik bakış açısına göre bunların bir kısmı geçmiş ilişkilerden içselleştirilen eleştirel seslerin devamı olabilir.
İçimizdeki Eleştirmen Nasıl Oluşur?
Hemen herkes kendini zaman zaman eleştirir. Ancak depresyonda bu eleştiri gerçekçi sınırları aşar. Örneğin kişi iş yerinde küçük bir hata yaptığında şunları düşünebilir:
“Ben zaten hiçbir işi doğru yapamam.”
Ya da bir arkadaşı mesajına geç cevap verdiğinde:
“Kesin benden sıkıldı.”
Bu düşünceler çoğu zaman yaşanan olaydan daha serttir. Psikodinamik kuram, bu sert iç sesin çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkilerden etkilenebileceğini öne sürer. Sürekli eleştirilen, başarıları yeterince görülmeyen ya da sevgiyi koşullu yaşayan bireylerde zamanla dışarıdaki eleştiriler içselleşebilir.
Yetişkinlikte artık ebeveyn eleştirmese bile kişi kendisini aynı sertlikle yargılamaya devam edebilir.
Bastırılmış Öfke Hangi Belirtilerle Kendini Gösterebilir?
Her depresyon bastırılmış öfkeden kaynaklanmaz. Ancak bazı bireylerde aşağıdaki durumlar dikkat çekebilir:
- Kendini sürekli suçlama
- Başarıları küçümseme
- Hayır diyememe
- Başkalarını üzmemek için sürekli fedakârlık yapma
- Kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma
- Yoğun değersizlik hissi
- Sürekli öz eleştiri
- Başkalarının öfkesinden aşırı korkma
- Duygularını ifade etmekte zorlanma
Bu belirtiler tek başına depresyon tanısı koydurmaz. Ancak bir uzman değerlendirmesinde kişinin duygusal örüntüsünü anlamak açısından önemli ipuçları sunabilir.
Psikodinamik Terapide Amaç Öfkeyi Artırmak Değil, Anlamaktır
Psikodinamik terapi çoğu zaman yanlış anlaşılır. Terapi sürecinin amacı kişiyi daha öfkeli biri hâline getirmek değildir.
Amaç;
- kişinin hangi duyguları bastırdığını fark etmesi,
- kendini neden sürekli suçladığını anlaması, geçmiş ilişki örüntülerini keşfetmesi,
- duygularını güvenli bir şekilde ifade edebilmesi, daha gerçekçi ve şefkatli bir benlik algısı geliştirmesidir.
Belirtileri yalnızca ortadan kaldırmak yerine, onların hangi psikolojik ihtiyaçlara işaret ettiğini anlamaya çalışmak psikodinamik yaklaşımın temel özelliklerinden biridir.
Sonuç
Depresyon yalnızca mutsuzluk değildir. Bazı insanlar için dile getirilemeyen öfke, yaşanamayan yas, çözümlenmemiş ilişkisel çatışmalar ve sert öz eleştiri depresif belirtilerin sürmesinde etkili olabilir.
Psikodinamik yaklaşım, bu görünmeyen süreçleri anlamaya çalışarak kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi yeniden değerlendirmesine yardımcı olur. Bununla birlikte depresyon her zaman çok etkenli bir durumdur ve değerlendirme ile tedavi süreci bireye özgü planlanmalıdır.
Kaynakça
Freud, S. (1917). Yas ve Melankoli.
McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis.
Blatt, S. J. (2004). Experiences of Depression.
Lingiardi, V., & McWilliams, N. (2017). Psychodynamic Diagnostic Manual (PDM-2).
American Psychological Association. (2019). Clinical Practice Guideline for the Treatment of Depression.
Türkiye Psikiyatri Derneği. Majör Depresif Bozukluk Tedavi Algoritması.
Bir Cevap Yazın